phpFaber TopSites 3.5
HooFoo.Net Manage another Free top blog top site for Blogger. Add Your blog to topblog.hoofoo.net and get more traffic to your blog , If you have not blog create it now from Blogs.lk | Blogger | WordPress
Total WebLog listed: 30
50000 Blogger Blog Index And 4000 Wordpress Blog Index
Blogger Blog Index | Wordpress Blog Index |Blog.co.in Index
Main Page | Browse Blog Categories | Top Winners Blog | Join TopBlog | Edit Member Info | Lost Code | Lost Password | FAQ | RSS
A-Blog    B-Blog    C-Blog    D-Blog    E-Blog    F-Blog    G-Blog    H-Blog    I-Blog    J-Blog    K-Blog    L-Blog    M-Blog    N-Blog    O-Blog    P-Blog    Q-Blog    R-Blog    S-Blog    T-Blog    U-Blog    V-Blog    W-Blog    X-Blog    Y-Blog   Z-Blog 
Page-1    Page-2    Page-3    Page-4    Page-5    Page-6    Page-7    Page-8   

FaviconORMAN ve GİZLİ GÜZELLİKLER !!! 7 Nov 2008, 3:43 pm




Bugün İzmit İl Ormanı'na yürüyüşe gittim. il Ormanı Umuttepe Kampüsü Üniversite Hastahanesi bitişiğinde. Yürüyüş yollarıyla,seyir terasıyla, orman eviyle  güzel düzenlenmiş. Şehrin kalabalığından, gürültüsünden sıyrılıp kafanızı dinleyebileceğiniz doğa harikası sakin bir köşe..
2 saati geçen bir zaman diliminde orman içi patikalardan yürüdüm ve ormanın sakladığı güzellikleri fotoğrafladım. Çektiğim tüm fotoğraflar için ...

()

FaviconYANIBAŞIMIZDAKİ CENNET ; AĞVA !!! 3 Oct 2008, 4:22 pm


Bayramın üçüncü günü Ağva'ya gidelim dedik, aşağı yukarı 1o yılı aşkın bir süredir gitmemiştik. Bu gitmeyişin birkaç sebebi vardı.Birinci ve en mühim sebeplerinden biri Ağva'da yaşayan sevgili Aykut'un hayata veda etmesiydi. Onu kaybedene kadar her yıl enaz 3-4 defa giderdik,sevgili Mete Işık ile... Mete ve rahmetli Aykut teyze çocuklarıydı. Türk siyasetinin renkli isimlerinden eski İzmit Belediye Başkanı ve emekli Milletvekili Erol Köse ve kardeşi rahmetli Ergun Köse'nin anneleri Rahmetli Adalet hanım teyze'de her ikisinin de teyzeleriydi. Biz Mete ile ile Ağva'ya her gidişimiz de Yeşilçay kenerında Tahir Motelin sahibi Hidayet'te yemek yerdik. Hidayeti herkes Tahir diye tanır,kendisi Türk sinemasında çeşitli figuran rollerinde oynamış renkli bir kişilik ve bana göre de Ağva'da engüzel yemeği orada yiyebilirsiniz. Eşim Mine hanımefendi ile saat 14.00 da İzmit'ten yola çıktık. Çal'da F tipi cezaevinin yanından Akçaova'ya dönerek devam ettik. Yeni yapılmış dört dörtlük bir asfalt yoldan Ağva'ya 1 saatte ulaştık ki Ağva'ya uzun yıllardanberi gitmeyişimizin ikinci sebebi de yolların bozukluğuydu.Ağva'ya girmemizle beraber inanılmaz bir kalabalıkla karşılaştık. Benim Ağva'ya geliş nedenlerimden en önemli sebep Ağva'nın iİstanbul tarafındaki ikinci deresi kenarına yapıldığını duyduğum tesisleri görmekti. Ağva Rumca iki dere arası anlamına geliyormuş. Birinci dere girişte köprü ile üzerinden geçtiğimiz ve yoğun yerleşimin olduğu Yeşilçay, ikinci dere ise takriben 2 km ilerde İstanbul tarafında bulunan Ağva deresi. Ağva deresi kenarında 15 yıl önce parmakla gösterilecek kadar az yerleşim vardı. Şehir merkezinde hiç oyalanmadan kalabalık yüzünden adım adım ilerleyerek sahili ve plajın bulunduğu Çamlığı geçip Ağva dere'ye vardık.derenin kenarındaki yol sağlı sollu araba doluydu. Ayrıca dere kenarındaki turistik tesislerin özel otoparkları da ağzına kadar doluydu. 2-3 Km. ilerledikten sonra sağda dere kenarında Büyük çulluk oteline ulaştık. 2 jakuzili, 2 balkonlu ,15 double, 20 triple odası ile hizmet verdiklerini öğrendik. Yüzme havuzu bulunan otelin Ağva deresi kenarında açık restoranında yer bulamadığımızdan birkaç fotoğraf çekip ayrıldık.


Otelin asfalt yolla dere arasında kalan güzel düzenlenmiş, çimlerle kaplı büyük bir bahçesi bulunuyor." Club grand becassier" Büyük çulluk otel, güzel sakin bir tatil için ideal bir tesis. Yemek kalitesi ve servisi hakkında bir fikir edinemedik.


Bu güzel tesisten geriye dönüp diğer tesisleri de gezelim dedik. Bu arada karnımız da iyice acıkmıştı. Büyük Çulluk Otelden 150 mt Deniz tarafında ki ilk tesis Paradise idi. Otomobilimizi yok kenarına park edip dereye yöneldik, birde ne görelim Paradise derenin karşı tarafındaydı ve 2 kişilik bir teleferikle karşıya geçiliyordu.
Bu hava fotoğrafını google earth'ten indirdim. Görüldüğü gibi sağda yeşilçay,solda Ağva deresi (Göksu diyenlerde var. Bu iki dere arasında önü karadeniz arkası ormanlar.Cennetten bir köşe Ağva..

İzmit'in Çal Tepesi'nden doğup gelen Göksu ve Yeşilçay dereleri arasındaki deltaya kurulan bu şirin beldenin belki de en çekici yanı bu derelerin yemyeşil kıyıları. Yeşilçay kasabanın merkezinde kıyısında başta Tahir olmak üzere lokantalar sıralanmış.Şehrin Merkezi oldukça sıkışık birçok pansiyon,otel var ama daha sosyetik olanlar, daha pahalı olanlar, daha çok Göksu kıyısında kurulmuş, yörenin tüm aktiviteleri bu kıyılarda gerçekleştiriliyor. Bu genel bilgiden sonra biz hikayemize devam edelim,Teleferiğe binip karşı kıyıdaki Paradise adlı tesise ulaştık. Kelime anlamı İngilizce Cennet olan Paradise gerçekten Cennet. dernin kenarında tahta kaplı bir yürüyüş yolu var. Derede Motorla,kayıkla ya da deniz bisikleti ile dolaşabilirsiniz. Ahşap evlerin hepsinde Şömine, Klima mevcut. Dere kenarında oturma
grupları var. Bizde hemen yemeğimizi söyledik.


Bir çorba, bir salata,bir köfte hesap 22 YTL.Ya çok kalabalık oluşundan ya da gerçekten öyle bilemiyorumi yemekleri hiç beyenmedik. Dere trafiği oldukça yoğundu gezi tekneleri, sandallar ve deniz bisikletleri...Çayın da taze olmadığını öğrenince teleferiğe binip karşı sahile geçtik.
Sırada bundan sonraki tesis vardı. Otomuzu az ilerdeki Riverside adlı tesisin otoparkına bırakıp,dereye doğru yürüdük.Riverside adlı tesiste derenin karşı tarafında idi ama Paradise gibi teleferikle değil kol gücüyle yürütülen salla geçiliyordu karşıya.

()

FaviconEYLÜL 'de BODRUM !!! 16 Sep 2008, 5:36 am

10.eylül.2008 çarşamba günü çıktığım Bodrum gezisinden az evvel döndüm. Mevsimlerin en güzellerinden son baharın ilk günleri Bodrum gerçekten muhteşem oluyor. Bunaltmayan bir hava, pırıl pırıl bir deniz ve Bodrumda plajlar size özel gibi tenha mı tenha. Okulların açılması, Ramazan Bodrum'u fena vurmuş. Tek tük yabancı turist.Konuştuğum esnaf yaklaşan Ramazan Bayramının bir umut olduğunu söylüyor. Bu gezide Bodrum'un güzeli Yahşi'de kaldık.




Ömer'in yeri sade, küçük ama hijyen ve yemek kalitesi olarak mükemmel.

Yahşi sahili güzeldüzenlenmiş.sahilden sonra trafiğe kapalı bir cadde ve cadde boyunca, otel, restaurant,büfe v.s sıralanmış,Yahşi koyu oldukça büyük bir koy. Pırıl pırıl bir denizi var. koy deniz sporları için sahilden 100 metreyi aşan bir mesafede denizde yüzenlerle ,su kayağı,yelken, deniz paraşütü,sürat teknesi, v.s su sporları aktivite sahaları birbirinden modern bir şekilde ayrılmış. Bu da görüntü ve içerik olarak muhteşem. Sahilde binlerce hasır örme güneşlik veplastik şezlong denize gelenlerin emrinde. Ayrıca yol boyunca sıralanmış restaurantların garsonları size hizmet için yarışıyor.

Güneşte kalmak istemediğinizde kumun hemen bitişiğinde sıralanmış asırlık ağaçların altında dinlenebilirsiniz. Akşam yemeğini dilediğiniz lokanta da yiyebilirsiniz. Hepsinin önünde fiatları gösteren bir pano var. Sonuç olarak Yahşi rahat ,ucuz, güzel bir tatil arayanlar için bulunmaz bir yer. Fiatlar eylül ayında sabah kahvaltısı, akşam yemeği dahil 45 YTL civarında. Sabah kahvaltısında bugüne kadar hiçbir tatilimde yemediğim kalitede beyaz peynir,eski kaşar peyniri, zeytin,çıkardılar. Tabii standart olarak tereyağ,bal, reçel, yumurta var. Ayrıca 1 porsiyon karpuz da ilave olarak verdiler. Akşam çıkan yemeği 1 kişinin bitirebilmesi imkansız. Porsiyonlar tepeleme dolu. Ömer'in yerinde çaylar herzaman yeni demlenmiş gibi bu da işletme sahibi Ömer Bey'in çay tiryakisi olmasındanmış.Bu kadar reklamdan sonra biraz da Bodrum'un merkezine Kaleye, çarşıya gidelim. Bodrum'u bu kadar cazip yapanlardan biri de gece yürüyüşleri bence. Kimse kimseye bakmıyor, ne traş ne makyaj,ne protokol ! Kalabalığa karışıp yürüyorsunuz .Benim de Bodrum da en keyif aldığım saatler bu yürüyüş saatleri !!!
Arabamızı otogarın karşısındaki otoparka bırakıp. Limana ,kaleye doğru ilerliyoruz. ve çarşıya geliyoruz. Bir zamanlar bu çarşıda Rahmetli Zeki Müren'in müdavimi olduğu bir han vardı. Oraya vardığımızda Han'ın o kalamar yediğimiz,her çeşit mezenin bulunduğu meyhanesinin yerinde yeller estiğini gördüm. içim bir tuhaf oldu. Yıllar önce sevgili dost Yetkin Saner ve ailesiyle tatil için geldiğimiz Bodrum'da akşam yemeğii çin bu meyhaneye gelmiştik ve saat 22.00 sularında rahmetli Zeki müren mutat yerine geçip içkisini yudumlamıştı.


Yine yıllar önce bir gelişimiz de de Bodrum Kalesinde saatler süren unutulmaz bir konser vermişti. ve konser çıkışında izdihamdan yürüyemezken koca Bodrum da içecek tek bir şişe suyu kalmamıştı.
Biraz ilerleyince bu üstü kapalı çarşı bitiyor .Sola giderseniz yürüyüş yoluna girersiniz. Yolun hemen başında 3 adet açıkhava karikatür ve resim atelyesi var. En baştaki bayan ressamdan çizdiği bir Bodrum resmini fotoğraflamak için izin istediğimde müsaade etmedi. Bende çekebildiğim aşağıdaki karikatür fotoğrafı ile yetindim.

Açıkhava atelyeleri Bodrum'un merkez meydanına bakıyor. Meydan limanın kenarında . Limanda yatlar, tüm limanı doldurmuş. Burada da birkaç kare çekip kaleye doğru ilerliyorum.















Bodrum Kalesi, Bodrum'un simgesi haline gelmiş, bugün Sualtı Arkeoloji Müzesi olarak kullanılan kale. (St. Peter Kalesi) Bodrum kalesi iki liman arasında kayalık bir alan üzerinde kurulmuştur. Antik çağda önce ada olan bu alan sonraları kente bağlanarak yarımada durumuna gelmiştir.
1406 - 1523 tarihleri arasinda inşa edilen St. Jean Sövalyeleri'nin kalesi, kare planlı, 180 x 185 m. ölçülerindedir. İç kale içinde değişik ülke adları verilmiş kuleler bulunmaktadır. En yüksek kule deniz seviyesinden 47.50 m. yükseklikte olan Fransız Kulesi'dir. Diğer kuleler İtalyan Kulesi, Alman Kulesi, Yılanlı Kule ve İngiliz Kulesidir.
Kalenin doğu duvarı dışında kalan bölümleri çift beden duvarları olarak takviye edilmiştir. İç kaleye 7 kapı geçilerek ulaşılır. Kapılar üzerinde armalar bulunmaktadır. Armalar üzerinde haçlar, düz veya yatay bantlar, ejder ve aslan figürleri bulunmaktadır. İç kalede Sapelin alti dahil olmak üzere 14 sarnıç vardır. Kale korugani, çiftli duvarlar arası su hendeği, asma köprü, kontrol kulesi, II. Mahmut tuğrası kalenin göze çarpan yerlerindendir.
Bodrum Kalesi, 19. yüzyil sonunda kalenin hapishane olarak kullanıldığı dönemde bir hamam yapısı ile Osmanlı niteliği kazanmistir.
Kale bugün Sualtı Arkeoloji Müzesi olarak kullanılmaktadır. Müze koleksiyonlarında bulunan eserler Türk hamamı, Amphora sergilemesi, Doğu Roma Gemisi, Cam Salonu, Cam Batığı, Sikke ve Mücevherat Salonu, Karyalı Prenses Salonu, İngiliz Kulesi, İşkence ve Katliam Odaları ve Alman Kulesi'nde sergilenmektedir. Ayrıca, 33.5 dönüm genişliğindeki bir arazi üzerine kurulmuş olan kalede açık mekanlarda da eser sergilenmektedir. Müze, 1995 yılında Avrupa'da Yılın Müzesi Yarışması'nda "Özel Övgü" ödülünü almıştır.

()

FaviconİSTANBUL'DAN HOPA'YA KARADENİZ GEZİSİ 15 Jul 2008, 3:04 pm

Geçen yıl yapılan Arhavi Briç şenliklerine eşim Mine hanım ile kaydımızı yaptırdıktan sonra bu geziyi bir Karadeniz Turu'na çevirebilirmiyim ? diye bilgisayar başında bir internet turuna başladım. İlk olarak bir yol haritası çıkardım. Yolumuz İstanbul'dan başlayıp -İzmit-Sakarya-Düzce-Bolu- Karabük(Safranmolu)- Kastamonu- İnebolu-Abana- Sinop-samsun-Ordu-Giresun-Trabzon-Rize-üzerinden Arhavi-Hopa'ya varıyordu. Gidilecek yol 1400 Km civarındaydı. Konaklama noktaları'nı tesbit ettikten sonra, web'teki Karadeniz Turları sayfalarını bularak onların bu gezilerdeki programlarını indirdim. Nerelerde kaldıklarını, nerelerini gezdiklerini, neler yediklerini, nerede yediklerini bir bir inceledikten sonra detaylı bir gezi programı yapmıştım. Bu sne 18-21 Temmuz.2008 tarihlerinde Arhavi Briç Şenliklerine gideceklere bir rehber olabileceği düşüncesiyle detaylar ve çektiğim fotoğrafları yayınlıyorum.Gezinin birinci günü saat 14.00 sularında Safranbolu'ya ulaştık. İstanbul-Safranbolu 400 Km. Safranbolu Karabük'ten 5-10 Km. ilerde ve Karabük'ün bir mahallesi gibi . Safranbolu şanslı ilçelerimizden biri koruma altına alınmış ,evleri sırayla restore ediliyor Ve ülkemizin sayılı turistik ilçelerinden biri İnşallah ayni şans el atılırsa Safranbolu ile yarışabilecek Beypazarı,Taraklı ve Göynük'e de nasip olur. Safranbolu gerçekten güzel, Kasabanın merkezinde Osmanlı'dan kalma bir han restore edilerek otel haline getirilmiş. Cinci Han Otel,Tarihi Çarşının tam ortasında,Safranbolu'nun gezilip görülebilecek yerlerinin tamamina yakınına yürüme mesafesinde olan bir konumdaCinci Han Otel'de aslına uygun olarak restore edilmis 22 Standart,2 Suit ve 1 Han Agasi Odasi bulunmakta..Odalar Safranbolu Konaklari ve Tarihi Çarsi manzaralı.Standart olarak bütün odalarda merkezi isitma,uydu TV, uluslararasi direkt telefon,internet baglantisi,banyo&WC ve saç kurutma makinesi mevcut. Vaktiniz müsaitse ilk konaklamanızı burada yapabilirsiniz. Cinci Han otelin iç avlusunda nefis bir yemek'ten sonra hemen bitişiğinde olan Safranbolu çarşısını ve tarihi evlerini dolaştık.Akşamüstü Saat 18.00 da Safranbolu'dan ayrılıp ilk Durağımız Kastamonu'ya hareket ettik. 100 Kmlik yolu birbuçuk saatte alıp., grubumuza Safranbolu'da katılan ODTÜ'den Sn. M.Rifat Önal ve eşi İlona Hanımefendi ile Kastamonu'da kalacağımız otele yerleştikten sonra, internet'ten bulduğum Sinanbey Konağının bahçesinde akşam yemeğini yedik. Kastamonu'da konaklar, diğer kültürel yapılarla birlikte şehrin kültürel kimliğinin korunmuşluk öğesi olarak göze çarpmaktadır.Kastamonu'da restore edilen konaklar içinde en meşhuru Eflanili Konağı.Sepetçioğlu Konağı,Tahir Efendi Konağı ,Sirkeli Konağı,kırkodalı Konağı ve Cumhuriyet evi'de görülmeye değer yerler. Kastamonu'ya daha önce 1981 yılında gitmiştim, şehrin ortasında Karaçomak çayı oldukça geniş ve derin bir yataktan akıyordu ve etrafında tratuar dahil hiçbirşey yoktu. O geziden hatırımda meşhur kastamonu Güveç'i kalmış. Bu gittiğimizde bir nehir büyüklüğündeki Karaçomak çayı çevresi düzenlenmiş ve şehre bir güzellik katmış. Hükümet Konağı(Çevresindeki 19- yüzyıl anıtsal kamu yapılarıyla birlikte geçmişe ait bir panaroma oluşturan Hükümet Konağı 1902 yılında ulusal mimari akımının kurucusu Mimar Vedat Tek tarafından yapılmıştır.), saat kulesi, Münire Medresesi, Nasrullah Camii ,Yılanlı Camii ve etnoğrafya müzesiyle Tarihi ve Turistik güzel bir kentimiz Kastamoni...İkinci gün sabah kahvaltımızı Nasrulah Camii bitişiğinde ki turistik çarşıda yaptıktan sonra İnebolu'ya hareket ettik. Önümüzde Samsun'a kadar 310 Km. yol vardı.ve geceyi Samsunda geçirecektik.Arada 198 Km, ilerde Sinop var.İnebolu Karadeniz sahilinin tam ortasında yer alan tipik bir sahil kasabasi. İstiklal savaşı sırasında memleketin kurtuluşunda önemli bir yeri olan, geçmisin kalabalık, ihtişamlı bir ticaret merkezi. Şimdilerde ise sakin, gözlerden uzak, henüz keşfedilmemiş tarihi ve doğal hazineleri barındıran cennet bir yurt köşesi. Abana az ilerisinde diğer bir cennet.. Meydanındaki çay bahçesinde çaylarımızı içtikten sonra Öğle yemeğini Abana çıkışında eskiden okul olan bir binanın bahçesinde nefis bir deniz manzarasına yedik,Çatalzeytin, Türkeli ve tarihi hapishanesiyle ünlü Diyojen'in memleketi Sinop ... Sinop'a vardığımızda akşam üzeri 18.00 sularıdı. Ve Sinop çok kalabalıktı. Meşhur Hamsilos koyunu görüp yol üzerindeki bir kampingte çay demletip içtik. Akşam oluyordu, karanlığa kalmadan Sansun'a varmalıydık. Gece 20.30 gibi Samsun'a vardık. Geceyi Samsun'da geçirip, üçüncü gün Ordu'ya doğru yola çıktık. Samsundan itibaren önümüzde Karadeniz Sahil yolu Hopa'ya uzanıyordu. Samsun, Çarşamba, Ünye, Terme, perşembe ve Ordu. Yeni yapılan yol 3.000 metrelik bir tünelle Perşembe Çam burnu'nu dolaşmadan Ordu'ya gidiyordu. Otoyol kalitesinde dümdüz yolu bulunca biraz sürat yapmışım Trafik durdurunca kendimi tuzağa düşmüş gibi hissettim. Benimle beraber tüm araçlar da aynı durumdaydı. Halbuki bugün fazla bir gidecek yolumuz yok.. Samsun Ordu arası sadece 165 Km.Yola çıkıştan ikibuçuk saat sonra Ordu'ya varmıştık. Otelimize yerleştikten sonra 10 Km ilerde bir köye Fındık hasatını görmeye gittik. Ev sahibi beraber seyahat ettiğimiz Ayşe Kılıçoğlunun akrabasıydı. Toplanam fındıklar köy evinin bahçesinde kuruması için serilmiş. evin erkekleri fındık toplayan işçilerle birlikte fındık bahçelerindeydi. Bahçe'ye girişte Karadeniz'e özgü serender ve az ilerde 2 katlı ev. Çaylarımız evin balkonunda güzel bir kahvaltı eşliğinde yaptık. Az sonra evin erkekleri 2 kardeş ve işçiler birlikte topladıkları fındıklar traktör römorkunda geldiler. Kardeşlerden biri Ankara'da Savcı imiş, Hasat için köyüne gelmiş. Hasatta 30 kadar işçi çalışıyordu. Akşam yemeğini sahilde bir lokanta da yedik, Ordu güzel bir Karadeniz şehri, sahili güzel düzenlenmiş. Cıvıl,cıvıl hareketli bir şehir. Sahil yolunun geçmesiyle kendine yeni kimlik kazandırmaya çalışan diğer şehirlere göre bu değişikliği kabukkenmiş ve kendine yakıştırmış. Programda olmasına rağmen Meşhur Boztepe'ye çıkamadık. vakit bulursanız çıkınız . Ordu'yu bütün güzelliği ile görebilirsiniz.

Safranbolu çarşısı

Cinci Han
Safranbolu Evleri

Kastamonu Vilayet Binası






İnebolu


























Abana çıkışında yemek yediğimiz yer




Sinop'ta Diyojen












Dördüncü günün hedefi Trabzon'du
Uzungöl


Yol Arkadaşımız Sevgili M.Rifat Önal














Yol arkadaşımız Sevgili İlona














Yaylanın güzeli Ayşe Kılıçoğlu















Ayder Yaylası




























Çay tarlalarında hasat















Karadeniz'in simgesi Serender















Azda kalsa eski Karadeniz evleri













Ayder Yaylası















Arhaqvi2de Tulum ve Horon

















Briç Dostu Arhavi'li Nihat Bayramin




















Yardımlaşma













Arhavi'de tracking















İzmit'li Briç Dostları
















Arhavi'de Nihat Bayramin'e ait Bahçede eğlence















Malatya'dan Briç Dostu ve Kızı

















Ankara'dan Sevgili Dost M.Rifat Önal, Zolguldak'tan sevgili Dost İsmet Kaya











Arhavi'de Briç Oynadığımız Pınar Restoran
















Rize Bezi Dokuma Tezgahi




























Rize Bezi









































()

FaviconYeryüzünde Cennet !!!! Köyceğiz-Ekincik-Dalyan-Sarıgerme 30 Jun 2008, 1:15 pm


Yeryüzünde cennet köşelerden birini görmek isterseniz size hemen Köyceğiz'e gitmenizi öneririm. Hem ucuz, hem kaliteli bir tatil için ideal bir merkez Köyceğiz... Türkiyemizin en güzel, en tanınmış turizm merkezleri hemen yanıbaşında ; Marmaris 50 Km. Ekincik koyu 20 Km., Dalyan 15 Km. Sarıgerme 30 Km. Göcek 60 Km., Fethiye Ölüdeniz 90 Km. mesafede. Köyceğiz'de Otel, motel, pansiyonlarda çok ucuz ; 2 Kişi kahvaltı dahil 50 YTL.ye kalabilirsiniz. Sabah kalkıp 40 Km. ilerdeki Sedir Adasına (Kleopatra Adası) gidip akşam yemeğini Adaya giden motorların kalktığı iskeleden 2 Km. geride Yörüğün tesislerinde yiyebilirsiniz. Yörük eşinin sahibi olduğu araziye muhteşem konaklama tesisleri ve Lokanta yapmış 7-8 sene önce Marmaris'e gittiğimde bir arkadaş sabah kahvaltısına götürmüştü,zor yer bulmuştuk. Petek bal almak istediğimizde Yörük ben parayı Arı'dan ve Karı'dan kazandım demişti. Yörük şimdi çok zengin 2006 haziranında gittiğimde Pamukkale'de açtığı SPA'nın fotoğrafları vardı. ! gününüzü dolu solu geçireceğiniz Sedir adası turundan sonra, Göle bakan otelinizin terasında ayışığı altında
romantik bir gece'den sonra ertesi sabah gideceğinizi bir gün önceden bildirdiğiniz Dalyan turu için gelen tekne kaldığınız otelin önünden sizi alır ve 30 dakikalık bir tekne turu sonunda gölü geçip Dalyana varırsınız. Dalyan hergeçen gün büyüyen, çevreye saygılı şirin bir kasaba. Doğal yaban hayatını etkilemesin diye ilaç kullanımı yasak. ayrıca yapılanma yüzdesi az tutulduğundan yeşil alanı çok şirin bir kasaba. Dalyan'da kooperatife bağlı tekneler sırayla yolcularını denize ulaştırıyor. Genelde sabah 09.00-10.00 sularında sefere başlayan tekneler akşamüstü 18.00-19.00 sularında yolcularını geri getiriyor.Gölü Denize bağlayan ve geçiş yollarını sadece usta gemicilerin bildiği sazlarla kaplı bir labirent nehirden 20 dakikalık bir yolculukla denize ulaşılıyor. Deniz pırıl, pırıl kumsalıyla sizleri büyülüyor. Gezi yaptığınız teknede ikramlar gezi ücretine dahil ve çok ucuz. Bir gününüzüde bu turla ve unutulmaz güzelliklerle geçirdikten sonra ertesi günkü Ekinci gezisini hayal ediyorsunuz. Fakat bu 2 günlük gezide çok yorulduğunuz için 3.ncü günde saat 15.00 a kadar otelinizde dinlenmenizi tavsiye ediyorum. Ekincik Köyceğiz merkeze yarım saat mesafede güzel bir koy. Yemek yiyebileceğiniz Belediye tesisleri ve oteller var. Koyda yatlar demirlemiş. Güzel bir öğleden sonra denize girip güneşlenebilirsiniz. Gitmenizi tavsiye ederim. +.ncü gün sabah 07.30 da kalkıyoruz ve Göcek'e gidiyoruz. Göcek'te mavi yolculuk sabah 09.30-10.00 da başlıyor ve doğa harikası koyları gezdiriyor. Ben bu yolculuğa katılmadım. İnşallah bu hafta katılacağım. Bu yazıya bu sene yapılacak olan Köyceğiz Briç Festivalinden sonra ve yeni anılarla devam edeceğim 2006 yılı haziran ayında çektiğim fotoğraflar aşağıda .. Çok yakında buluşmak umuduyla !!! zafer Ulusakarya 01.07.2008






















()

FaviconBen, İzmit, İŞTE SURETİM 20 May 2008, 2:36 pm

























Dostluğu ile büyük onur duyduğum İzmit'li Fotoğraf Sanatçısı ve de ömrünü fotoğraf ile geçirmiş Koca usta Cemal Turgay Tüpraş tarafından bastırılan Ben, İzmit,İŞTE SURETİM
adlı kitabını seçkin bir davetli topluluğuna tanıttı. 3 yılı aşkın bir zaman diliminde ve titiz bir çalışma ile hazırlanan kitap Tüpraş'ın büyüklüğüne yakışan bir baskı içersinde sunuldu. Tüpraş Kentine sahip çıktığını bu ve benzer olaylarla gösteriyor. Cemal Turgay'ın kendi çektiği ya da arşivinde bulunan fotoğraflar hergün çehresini değiştiren kent için mükemmel bir görüntü arşivi niteliğinde. Koca Ustaya ve Tüpraş'a bu güzel eseri bizler kazandırdıkları için sonsuz teşekkürler.






()

Favicon27.04.2008 Özge-Murat'ın Nişan Merasimi 27 Apr 2008, 3:06 pm




























































































()

Faviconedesa-fikatark 7 Mar 2008, 4:37 pm

edesa-fikatark

Favicon 22 Feb 2008, 4:30 am

Sevgili eşim Mine Hanım ve ben Briç hastasıyız. Bu Hastalık önce bende başladı. Briç dolayısıyla oyuna takılınca evde yalnız kalan eşim çok akıllıca bir iş yaptı ve briç öğrendi. Başlarda partnerlik yapmadığım sevgili eşimle şimdi ayrılmaz ikili olduk. Son 2 yıldır Güzel ülkemizin hangi şehrinde. hangi kasabasında briç şenliği varsa biz oradayız. Bu hobimiz sayesinde bütün Türkiye'de muhteşem dostlarımız oldu. Gittiğimiz heryerde büyük sevgi ve saygıyla karşılanıyoruz. Ayrıca benim fotoğraf hobim nedeniyle gittiğimiz yerlerin güzelliklerinden oluşan bir albümümüz de oluştu. Bu sayfalarda bu gezi anılarımızı ve çektiğim fotoğrafları sizlerle paylaşacağız .
Page-1    Page-2    Page-3    Page-4    Page-5    Page-6    Page-7    Page-8   


Powered by phpFaber TopSites
Copyright © 2004-2007 www.hoofoo.net. All rights reserved.

Database Fatal error :: Data select failed
select url from bloglink where url = 'www.blogger.com/favicon.ico"/> <link rel="alternate" type="application/atom+xml" title="pedro - Atom" href="http://vecchiopedro.blogspot.com/feeds/posts/default" /> <link rel="alternate" type="application/rss+xml" title="pedro - RSS" href="http://vecchiopedro.blogspot.com/feeds/posts/default?alt=rss" /> <link rel="service.post" type="application/atom+xml" title="pedro - Atom" href="http://www.blogger.com/feeds/30848585/posts/default" /> <link rel="EditURI" type="application/rsd+xml" title="RSD" href="http://www.blogger.com/rsd.g?blogID=30848585" /> <link rel="stylesheet" type="text/css" href="http://www.blogger.com/css/blog_controls.css"/> <link rel="stylesheet" type="text/css" href="http://www.blogger.com/dyn-css/authorization.css?targetBlogID=30848585&zx=b3e54350-4dbe-41a1-a0d3-1b156bc961db"/> <style type="text/css"> /* ----------------------------------------------- Blogger Template Style Name: Rounders 3 Designer: Douglas Bowman URL: www.stopdesign.com Date: 27 Feb 2004 ----------------------------------------------- */ body { background:#123; margin:0; padding:20px 10px; text-align:center; font:x-small/1.5em "Trebuchet MS",Verdana,Arial,Sans-serif; color:#ccc; font-size/* */:/**/small; font-size: /**/small; } /* Page Structure ----------------------------------------------- */ /* The images which help create rounded corners depend on the following widths and measurements. If you want to change these measurements, the images will also need to change. */ @media all { #content { width:740px; margin:0 auto; text-align:left; } #main { width:485px; float:left; background:#eec url("http://www.blogblog.com/rounders3/corners_main_bot.gif") no-repeat left bottom; margin:15px 0 0; padding:0 0 10px; color:#333; font-size:97%; line-height:1.5em; } #main2 { float:left; width:100%; background:url("http://www.blogblog.com/rounders3/corners_main_top.gif") no-repeat left top; padding:10px 0 0; } #sidebar { width:240px; float:right; margin:15px 0 0; font-size:97%; line-height:1.5em; } } @media handheld { #content { width:90%; } #main { width:100%; float:none; background:#eec; } #main2 { float:none; width:100%; background:none; } #sidebar { width:100%; float:none; } } /* Links ----------------------------------------------- */ a:link { color:#9db; } a:visited { color:#798; } a:hover { color:#fff; } a img { border-width:0; } #main a:link { color:#347; } #main a:visited { color:#666; } #main a:hover { color:#68a } /* Blog Header ----------------------------------------------- */ @media all { #header { background:#357 url("http://www.blogblog.com/rounders3/corners_cap_bot.gif") no-repeat left bottom; margin:0 0 0; padding:0 0 8px; color:#fff; } #header div { background:url("http://www.blogblog.com/rounders3/corners_cap_top.gif") no-repeat left top; padding:8px 15px 0; } } @media handheld { #header { background:#357; } #header div { background:none; } } #blog-title { margin:0; padding:10px 30px 5px; font-size:200%; line-height:1.2em; } #blog-title a { text-decoration:none; color:#fff; } #description { margin:0; padding:5px 30px 10px; font-size:94%; line-height:1.5em; color:#abc; } /* Posts ----------------------------------------------- */ .date-header { margin:0 28px 0 43px; font-size:85%; line-height:2em; text-transform:uppercase; letter-spacing:.2em; color:#586; } .post { margin:.3em 0 25px; padding:0 13px; border:1px dotted #bb9; border-width:1px 0; } .post-title { margin:0; font-size:135%; line-height:1.5em; background:url("http://www.blogblog.com/rounders3/icon_arrow.gif") no-repeat 10px .5em; display:block; border:1px dotted #bb9; border-width:0 1px 1px; padding:2px 14px 2px 29px; color:#333; } #main a.title-link, .post-title strong { text-decoration:none; display:block; } #main a.title-link:hover { background-color:#fff; color:#000; } .post-body { border:1px dotted #bb9; border-width:0 1px 1px; border-bottom-color:#eec; padding:10px 14px 1px 29px; } html>body .post-body { border-bottom-width:0; } .post p { margin:0 0 .75em; } p.post-footer { background:#fff; margin:0; padding:2px 14px 2px 29px; border:1px dotted #bb9; border-bottom:1px solid #eee; font-size:100%; line-height:1.5em; color:#666; text-align:right; } html>body p.post-footer { border-bottom-color:transparent; } p.post-footer em { display:block; float:left; text-align:left; font-style:normal; } a.comment-link { /* IE5.0/Win doesn't apply padding to inline elements, so we hide these two declarations from it */ background/* */:/**/url("http://www.blogblog.com/rounders3/icon_comment.gif") no-repeat 0 45%; padding-left:14px; } html>body a.comment-link { /* Respecified, for IE5/Mac's benefit */ background:url("http://www.blogblog.com/rounders3/icon_comment.gif") no-repeat 0 45%; padding-left:14px; } .post img { margin:0 0 5px 0; padding:4px; border:1px solid #586; } blockquote { margin:.75em 0; border:1px dotted #596; border-width:1px 0; padding:5px 15px; } .post blockquote p { margin:.5em 0; } /* Comments ----------------------------------------------- */ #comments { margin:-25px 13px 0; border:1px dotted #6a7; border-width:0 1px 1px; padding:20px 0 15px 0; } #comments h4 { margin:0 0 10px; padding:0 14px 2px 29px; border-bottom:1px dotted #6a7; font-size:120%; line-height:1.4em; color:#333; } #comments-block { margin:0 15px 0 9px; } .comment-data { background:url("http://www.blogblog.com/rounders3/icon_comment.gif") no-repeat 2px .3em; margin:.5em 0; padding:0 0 0 20px; color:#666; } .comment-poster { font-weight:bold; } .comment-body { margin:0 0 1.25em; padding:0 0 0 20px; } .comment-body p { margin:0 0 .5em; } .comment-timestamp { margin:0 0 .5em; padding:0 0 .75em 20px; color:#fff; } .comment-timestamp a:link { color:#fff; } .deleted-comment { font-style:italic; color:gray; } /* Profile ----------------------------------------------- */ @media all { #profile-container { background:#586 url("http://www.blogblog.com/rounders3/corners_prof_bot.gif") no-repeat left bottom; margin:0 0 15px; padding:0 0 10px; color:#fff; } #profile-container h2 { background:url("http://www.blogblog.com/rounders3/corners_prof_top.gif") no-repeat left top; padding:10px 15px .2em; margin:0; border-width:0; font-size:115%; line-height:1.5em; color:#fff; } } @media handheld { #profile-container { background:#586; } #profile-container h2 { background:none; } } .profile-datablock { margin:0 15px .5em; border-top:1px dotted #7a8; padding-top:8px; } .profile-img {display:inline;} .profile-img img { float:left; margin:0 10px 5px 0; border:4px solid #bec; } .profile-data strong { display:block; } #profile-container p { margin:0 15px .5em; } #profile-container .profile-textblock { clear:left; } #profile-container a { color:#fff; } .profile-link a { background:url("http://www.blogblog.com/rounders3/icon_profile.gif") no-repeat 0 .1em; padding-left:15px; font-weight:bold; } ul.profile-datablock { list-style-type:none; } /* Sidebar Boxes ----------------------------------------------- */ @media all { .box { background:#234 url("http://www.blogblog.com/rounders3/corners_side_top.gif") no-repeat left top; margin:0 0 15px; padding:10px 0 0; color:#abc; } .box2 { background:url("http://www.blogblog.com/rounders3/corners_side_bot.gif") no-repeat left bottom; padding:0 13px 8px; } } @media handheld { .box { background:#234; } .box2 { background:none; } } .sidebar-title { margin:0; padding:0 0 .2em; border-bottom:1px dotted #456; font-size:115%; line-height:1.5em; color:#abc; } .box ul { margin:.5em 0 1.25em; padding:0 0px; list-style:none; } .box ul li { background:url("http://www.blogblog.com/rounders3/icon_arrow_sm.gif") no-repeat 2px .25em; margin:0; padding:0 0 3px 16px; margin-bottom:3px; border-bottom:1px dotted #345; line-height:1.4em; } .box p { margin:0 0 .6em; } /* Footer ----------------------------------------------- */ #footer { clear:both; margin:0; padding:15px 0 0; } @media all { #footer div { background:#357 url("http://www.blogblog.com/rounders3/corners_cap_top.gif") no-repeat left top; padding:8px 0 0; color:#fff; } #footer div div { background:url("http://www.blogblog.com/rounders3/corners_cap_bot.gif") no-repeat left bottom; padding:0 15px 8px; } } @media handheld { #footer div { background:#357; } #footer div div { background:none; } } #footer hr {display:none;} #footer p {margin:0;} #footer a {color:#fff;} /* Feeds ----------------------------------------------- */ #blogfeeds { } #postfeeds { padding:0 15px 0; } </style> <link rel="me" href="http://www.blogger.com/profile/13004783808576540185" /> <link rel="openid.server" href="http://www.blogger.com/openid-server.g" /> <!-- --><style type="text/css">@import url(http://www.blogger.com/css/navbar/classic.css); div.b-mobile {display:none;} </style> </head> <body><script type="text/javascript"> function setAttributeOnload(object, attribute, val) { if(window.addEventListener) { window.addEventListener("load", function(){ object[attribute] = val; }, false); } else { window.attachEvent('onload', function(){ object[attribute] = val; }); } } </script> <iframe src="http://www.blogger.com/navbar.g?targetBlogID=30848585&amp;blogName=pedro&amp;publishMode=PUBLISH_MODE_BLOGSPOT&amp;navbarType=SILVER&amp;layoutType=CLASSIC&amp;homepageUrl=http%3A%2F%2Fvecchiopedro.blogspot.com%2F&amp;searchRoot=http%3A%2F%2Fvecchiopedro.blogspot.com%2Fsearch" marginwidth="0" marginheight="0" scrolling="no" frameborder="0" height="30px" width="100%" id="navbar-iframe" title="Blogger Navigation and Search"></iframe> <div></div> <!-- Begin #content - Centers all content and provides edges for floated columns --> <div id="content"> <!-- Blog Header --> <div id="header"><div> <h1 id="blog-title"> pedro </h1> <p id="description">Viaggio da una vita su questo treno che non trova la stazione.</p> </div></div> <!-- Begin #main - Contains main-column blog content --> <div id="main"><div id="main2"><div id="main3"> <h2 class="date-header">08 gennaio, 2009</h2> <!-- Begin .post --> <div class="post"><a name="433268434912772058"></a> <h3 class="post-title"> Non solo buio </h3> <div class="post-body"> <p> <div style="clear:both;"></div><div align="center"><a href="http://4.bp.blogspot.com/_9XdVc9eDQkg/SWZuxnVVMRI/AAAAAAAABSc/a6iFl7nl6Fc/s1600-h/DSC00176.JPG"><img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 240px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5289036611044323602" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_9XdVc9eDQkg/SWZuxnVVMRI/AAAAAAAABSc/a6iFl7nl6Fc/s320/DSC00176.JPG" /></a><span style="font-size:78%;"> Via mulino<br /></span><br /><br /><div align="center"><strong><span style="font-size:130%;color:#009900;">Non è tutto buio,</span></strong></div><div align="center"><strong><span style="font-size:100%;color:#009900;">se guardi bene, vedrai balenare</span></strong></div><div align="center"><strong><span style="font-size:100%;color:#009900;">qualche </span></strong><strong><span style="font-size:100%;color:#009900;">luccichio di spernza. </span></strong></div><div align="center"><strong><span style="color:#009900;"></span></strong></div><br /><div align="justify"></div><br /><div align="justify">Fa freddo e nevica. Quanta neve. Erano anni che non nevicava così copiosamente. Neve asciutta, soffice, quella che in poco tempo ammanta tutto, con una coltre così chiara da stravolgere il paesaggio in una lavagna bianca in cui l’occhio sa solo perdersi. Le strade fanno schifo, scusate il gioco di parole; sono in pratica, impraticabili. Decido di non utilizzare l’automobile. Il rischio di impantanarmi o di finire con lo sbattere da qualche parte è troppo alto e poi, sotto sotto, il segreto incanto che la neve crea in noi mi contagia. Riaffiora nel nostro sentire quel senso leggero di spensieratezza che ci consentiva di volare quando eravamo bambini. Crescono le voglie di giocare, di esser leggeri come un fiocco di neve.<br />Il giorno prima avevo fissato alcuni appuntamenti e mi accingo a sdebitarmi con gli impegni presi per quelli da sbrigare in paese. Metto la fotocamera digitale a tracollo, prendo la borsa con i programmi e le utility, imbraccio l’ombrello più grande ed esco per le strade. La luce non è delle migliori per scattare delle foto, è un mondo strano quello mi circonda, tanto bianco ma poca luminosità. Comunque appena trovo un luogo, un'occasione, un ricordo, prendo la macchinetta digitale e scatto. Mi trovo impacciato, tra la neve in cui affondo gli scarponi, la borsa dei compact, l’ombrello e la macchina digitale che cerco di riparare dai fiocchi, mi rendono il compito quanto mai difficoltoso. Così passo il pomeriggio. Verso sera, rincasato, mi accorgo di non avere il telefonino cellulare nel giaccone. Il modo migliore per scovare dove si è nascosto un telefonino, è quello di chiamarlo, ed è quello che feci io. Oltre a non sentirne la suoneria trillare mi sentivo rispondere che l’apparecchio era irraggiungibile.
Rifeci il tragitto del pomeriggio per ben due volte, guardando bene tra la neve nel tentativo di rintracciarlo. Andai anche da quelli cui avevo fatto visita. Niente.
Ero dispiaciuto non per il valore dell’apparecchio o per quello che c'era registrato sopra. E’ uno strumento che utilizzo quasi esclusivamente per il lavoro. Mi dava disagio il pensiero che chi avesse avuto bisogno della mia opera possedeva quel numero da chiamare ed io non me la sentivo di mettermi a chiamarli per segnalargliene un altro.<br />Alla fine di tutto ciò, comunque, non mi rimaneva altro che di recarmi in un negozio convenzionato, purtroppo a diversi chilometri di distanza, e le strade in quello stato, per trasferire il numero su di un nuovo apparecchio. Pensavo che il tutto avrebbe comportato un periodo di tempo di alcuni giorni. Proprio ora che, con il cambio di gestione aziendale, il lavoro necessita di maggior assiduità.<br />Prima di cena suonò il telefono ed una voce giovanile mi comunicò di aver trovato il mio telefonino. Disse che abitava in vicolo campestre e che se andavo subito, lui sarebbe stato là che mi avrebbe atteso all’imbocco del vicolo stesso. Quando passai via del carretto vedi, nell’ombra, una esile sagoma scura su cui brillava, ad intermittenza, il puntino rosso acceso di una sigaretta Era un ragazzino. Aveva un modo di fare timido,. caratteristico di quell’età in cui tutto e niente è sicurezza., tanto che a volte lo scambiamo per ritrosia o menefreghismo. Ero contento, lo ero per tutte le noie che, con il suo ritrovamento, evitavo di sobbarcarmi, anche perché in questi giorni ho parecchio da fare. Gli offrii una mancia che lui subito rifiutò, Si schernì, quasi si offese. Non volle sentir parola. Disse che era una cosa naturale.<br />Mentre rincasavo mi sentivo molto sollevato, quasi allegro. Non era più solo il telefonino ritrovato quello che mi allietava il passo. No. Era la consapevolezza che non tutto il futuro è perduto nel buio, ci sono della fiammelle che illuminano. Anche piccole, e non sta a me giudicarle, ma penso che anche le più piccole, se messe assieme possano dare una grande luce.<br />Ancora ora penso che ci siano cose, soprattutto gesti ed azioni, che non abbiano prezzo. Questa, almeno per me, è una di quelle.</div><div align="justify">.</div><div align="justify">Ciao raga,</div><div align="justify">da un po' non vedo il Gran Kan Leon Branch, Marion Goodcoss gira in incognito. Lo scuè si è ritìrato in campagna. Gigiu è come una macchina, un diesel.
"justify">.
"justify">A Madalena, a Domenegoe, a Tali, a zio e zia Delaide, a Batistì e Giuli, ai Martinei e a Sandro e ai Pedrinei. A teuc, perchè i ga fat con me i matèi, e perchè iè i pù sè bei.
"justify">
"justify">Quanta neve anche ad est, a Luedreà
"justify">e a po' pù sè an là,</div><div align="justify">fino a che sa peul andà,</div><div align="justify">a mo' de peu da là.
"justify">.
"justify">Buona a tutti, state sereni ed in salute,
"justify">Ciao.
"justify">"font-size:78%;">Pedro.
"justify">
"clear:both; padding-bottom:0.25em">

"post-footer"> postato da pedro @ "http://vecchiopedro.blogspot.com/2009/01/non-solo-buio.html" title="permanent link">9:03 PM   "comment-link" href="https://www.blogger.com/comment.g?blogID=30848585&postID=433268434912772058"location.href=https://www.blogger.com/comment.g?blogID=30848585&postID=433268434912772058;>"text-transform:lowercase">0 Commenti "item-action">"http://www.blogger.com/email-post.g?blogID=30848585&postID=433268434912772058" title="Post per email">"icon-action" alt="" src="http://www.blogger.com:80/img/icon18_email.gif" height="13" width="18"/></a></span><span class="item-control blog-admin pid-1814928247"><a style="border:none;" href="http://www.blogger.com/post-edit.g?blogID=30848585&postID=433268434912772058" title="Modifica post"><img class="icon-action" alt="" src="http://www.blogger.com:80/img/icon18_edit_allbkg.gif" height="18" width="18"></a></span> </p> </div> <!-- End .post --> <!-- Begin #comments --> <!-- End #comments --> <h2 class="date-header">04 gennaio, 2009</h2> <!-- Begin .post --> <div class="post"><a name="956032289720379898"></a> <h3 class="post-title"> Giobì - X </h3> <div class="post-body"> <p> <div style="clear:both;"></div><a href="http://1.bp.blogspot.com/_9XdVc9eDQkg/SWEyFWZ8i-I/AAAAAAAABSM/0Df-8M3jSgE/s1600-h/image36.jpg"><img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 170px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5287562505004813282" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_9XdVc9eDQkg/SWEyFWZ8i-I/AAAAAAAABSM/0Df-8M3jSgE/s320/image36.jpg" /></a> <div align="center"></div><div align="center"></div><div align="center"><strong><span style="font-size:180%;color:#990000;">La favola di Giobì</span></strong></div><br /><div align="center">parte X</div><br /><div align="center"><br /><strong><span style="font-size:180%;color:#000099;">I signori</span></strong></div><strong><span style="font-size:180%;color:#cc0000;"></span></strong><br /><div align="justify"><br /><br />Le attenzioni di Giobì per il fratellino lasciarono ben presto posto alla curiosità di seguire gli strani ed eccentrici personaggi che, quasi per incanto, apparvero per le strade del paese. Giobì ancora non lo sapeva ma era una antica usanza che durante i cambi di stagione, precisamente a Settembre e ad Aprile, il conte scendesse in paese con al suo seguito uno stuolo di signori e servi per partecipare alla liberazione degli uccelli. L’apertura dell’oselleria era un avvenimento che richiamava gente anche dai paesi vicini, tanto che col tempo s’era trasformata in un vero e proprio rito, con le sue regole e cerimoniali.<br />L’eterno quotidiano silenzio, fatto di rumori di pollaio e latrati di cani, di rumori domestici e da solitudini di sogni respirate nel sole, venne rotto da improvvise quanto rapide corse di cavalli e carrozze. Quei forestieri erano cittadini, a Giobì pareva che fossero gente diversa, quasi un’altra razza. Li vedeva muoversi per il paese come se al mondo non esistessero che loro. I paesani non venivano degnati di attenzioni più di quante ne venivano date agli animali. Erano rare le volte in cui i contadini avevano l’occasione di scambiare con loro poche e stentate parole, a causa anche del fatto che erano ben pochi quelli che sapevano parlare un italiano comprensibile, erano usi ad un dialetto molto stretto, ed i signori parlavano esclusivamente in un corretto italiano.<br />Per le rare richieste di indicazioni di luoghi o persone delegavano i servi od i cocchieri mentre loro, impassibili nei lenti gesti indolenti ruotavano i grandi occhi scuri, così scuri da sembra neri, come se l’enorme quantità di immagini ne soffocasse la luce. Quasi che tutto quello che passava sulle retine scivolasse sulla pupilla senza lasciare tracce né riflessi di luce in loro.<br />I paesani, gente sempliciotta che viveva perennemente con l’incubo di trovare qualcosa da mettere in tavola a mezzogiorno era attratta da questi personaggi, soprattutto dall’ostentazione della ricchezza di cui questi signori ne facevano sfoggio. Quei poveri contadini subivano passivamente le comparsate sbalorditive di quei cittadini ed erano in preda a grande ammirazione, tanto da rimanerne un po’ soggiogati, come se il loro scendere in paese fosse una generosa concessione, tanto da abbassarsi a vivere, anche se per poco, a loro contatto.<br />Era talmente grande questa ammirazione che si ritrovavano disarmati e senza la difesa della loro etica, tanto da giustificare qualsiasi comportamento, anche il più incomprensibile, che venisse tenuto dai signori, come se la differenza tra di loro non fosse di ceto o di rango sociale, ma strutturale.<br />Con una discrezione, più simile a timore che a reverenza, Giobì, dalla soglia di casa o da dietro ad una siepe, amava osservarli per ore, nella inconscia speranza di vedere se fra di loro ci fosse qualche ragazzo come lui per potercisi confrontare.<br />Niente, passò ore inutilmente, sembrava che quelli nascessero già adulti.<br />Era Settembre inoltrato, il sole tardava a levarsi ed il vento tornava a scuotere i rami degli alberi cospargendo il terreno delle prime foglie gialle. Il giorno della liberazione degli uccelli s’approssimava. Barni era sempre più indaffarato e nervoso per i preparativi mentre Giobì, che lo doveva aiutare, ne subiva gli inevitabili sfoghi con spirito, perché non voleva compromettere la sua certa partecipazione a quell’evento, di cui tanto aveva sentito parlare. No, avrebbe fatto di tutto per esserci.</div><br /><div align="center"><br /><br /><strong><span style="font-size:130%;"><span style="color:#000099;">La liberazione degli uccelli</span><br /></span></strong></div><br /><div align="justify"><br />Il giorno tanto atteso arrivò finalmente. Barni e suo figlio si alzarono di buon’ora, tanto che era ancor buio. Saranno state si e no le quattro. Ancora assonnato Giobì sentì suo padre che già stava borbottando.<br />“Dai, muoviti. Non farmi perder tempo che non ne ho da perdere.”<br />Usciti trovarono il paese ancora chiuso nel respiro silenzioso del sonno. Soltanto dalle aprti della chiesa il cielo scioglieva le tenebre in tenui aloni di luce. Le piante, le case, forme familiari con la luce del giorno apparivano, allora, indistinte ombre taciturne, avvolte dal buio sfuggivano al ricordo sensitivo di Giobì che, per un attimo, ebbe la sensazione di trovarsi in un luogo a lui ignoto. </div><div align="justify">.</div><div align="justify">Ciao raga,</div><div align="justify">freddo, nebbia e neve,</div><div align="justify">il tempo imperturbabile osserva il nostro passare,</div><div align="justify">che la vita è si una ciulata, ma breve.</div><div align="justify">.</div><div align="justify">Che la buonafortuna con noi sia una cosa sola, una.</div><div align="justify"><span style="font-size:78%;">Pedro</span>.</div><div style="clear:both; padding-bottom:0.25em"></div> </p> </div> <p class="post-footer"> <em>postato da pedro @ <a href="http://vecchiopedro.blogspot.com/2009/01/giob-x.html" title="permanent link">10:50 PM</a></em> &nbsp; <a class="comment-link" href="https://www.blogger.com/comment.g?blogID=30848585&postID=956032289720379898"location.href=https://www.blogger.com/comment.g?blogID=30848585&postID=956032289720379898;><span style="text-transform:lowercase">0 Commenti</span></a> <span class="item-action"><a href="http://www.blogger.com/email-post.g?blogID=30848585&postID=956032289720379898" title="Post per email"><img class="icon-action" alt="" src="http://www.blogger.com:80/img/icon18_email.gif" height="13" width="18"/></a></span><span class="item-control blog-admin pid-1814928247"><a style="border:none;" href="http://www.blogger.com/post-edit.g?blogID=30848585&postID=956032289720379898" title="Modifica post"><img class="icon-action" alt="" src="http://www.blogger.com:80/img/icon18_edit_allbkg.gif" height="18" width="18"></a></span> </p> </div> <!-- End .post --> <!-- Begin #comments --> <!-- End #comments --> <h2 class="date-header">31 dicembre, 2008</h2> <!-- Begin .post --> <div class="post"><a name="3165605092393613155"></a> <h3 class="post-title"> La favola di Giobì - IX </h3> <div class="post-body"> <p> <div style="clear:both;"></div><div align="center"><a href="http://2.bp.blogspot.com/_9XdVc9eDQkg/SVvSj62xDXI/AAAAAAAABRU/m3CdIEItzLM/s1600-h/Image31.jpg"><img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 219px; DISPLAY: block; HEIGHT: 320px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5286050102185626994" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_9XdVc9eDQkg/SVvSj62xDXI/AAAAAAAABRU/m3CdIEItzLM/s320/Image31.jpg" /></a><br /><div align="center"><span style="font-size:180%;color:#cc0000;"></span></div><br /><div align="center"><span style="font-size:180%;color:#cc0000;">La favola di Giobì</span></div>Parte IX<br /><div align="justify"></div><br /><div align="justify"></div><br /><div align="justify">Senz’altro indugio Barni prese ad avanzare con lo schioppo a braccia con le canne rivolte verso il punto indicato da Giobì che, timoroso, lo seguiva tenendosi con la mano sinistra aggrappato al giaccone di fustagno di suo padre. Giunti sul luogo indicato, però, non trovarono tracce né della misteriosa figura a cui aveva accennato Giobì e nemmeno i fantomatici mucchietti di foglie. Dopo aver ispezionato con cura la riva per un buon tratto, Barni, per rassicurare il figlio affinchè non avesse da covare per il futuro quelle paure, sparò una schioppettata per aria. Guardò il figlio di sottecchi e si mise a ridere:<br />“Sarà stato qualche bùrba che girava da queste parti. Spesso hanno più paura loro di noi, di quanta ne abbiamo noi di loro. Comunque, quando vedi qualcosa di strano non ti devi spaventare, devi solo rimanere tranquillo e venire subito da me . Hai capito?”<br />Giobì assentì anche se era ancora frastornato ed non riusciva a spiegarsi quello che gli era capitato. Ricordò le truci storie che, in paese, raccontavano dei bùrba. A Druli si potevano ascotare alcuni tra i più terribili fatti delittuosi di cui s’erano resi responsabili questi oscuri figuri. Generalmente indicati come specie umana più che individui con nome e cognome. Infatti nessuno aveva mai saputo descriverne uno ricordandone il volto o la voce, oppure i modi di fare, di loro rimanevano solo descrizioni di apparizioni furtive che si confondevano con le ombre ed il buio. Si riteneva vivessero nascosti tra il folto di immensi campi di formentone da cui sbucavano per compiere assalti e rapimenti. In quelle terre i giovani, soprattutto le ragazze, non osavano avventurarsi sole lungo le stradine che costeggiavano quei campi sterminati. Si narrava di ragazze ghermite improvvisamente e scomparse tra il folto del formentone senza più uscirne.<br />Nonostante faticasse a capacitarsi dell’avvenuto, Giobì si ritenne fortunato per non averli mai incontrati faccia a faccia, e pensò che quanto accaduto non fosse un caso riconducibile ai bòrba anche perché, da come venivano descritti lui li immaginava esseri mostruosi; con una grande gobba, la pelle squamata ed il volto ricoperto di macchie scure putrescenti su cui luccicavano due piccoli occhi rossi di sangue.<br />Tornato a casa non ebbe modo di raccontare l’avventura accadutagli alla tesa a suo fratello Larco, un novità l’attendeva ed era un avvenimento molto più importante di quello che aveva vissuto lui. Davanti alla porta di casa vide nonna Menica ed una zia ,di cui non ricordava mai il nome di tanto ch’era strano, parlottare fittamente.<br />“Cosa c’è? Non sta bene? “ Chiese subito Barni a nonna Menica:<br />“No. Non preoccuparti. Va tutto bene. Sono incominciati i dolori. Se non è tra poco sarà per questa notte. Ho già mandato a chiamare Lativa.”<br />Mentre Brani e la zia entravano in casa la nonna prese Barni e lo trasse in disparte. Gli mise una mano sulla spalla e lo guardò fisso negli occhi, questo era l’atteggiamento per le cose serie, Giobì lo sapeva e stette attento:<br />“Va in cortile a chiamare tuo fratello e tua sorella e venite qua che questa sera venita a mangiare a casa mia la polenta abbrustolita con sopra lo stracchino. Ora va, che io ti aspetto qui fuori. Lascia pure qua la fascina, mettila contro la rete del pollaio che la sistemo io. Va, dai.”<br />All’inizio Larco, che avendo già un lavoro si sentiva un uomo, fece il difficile e voleva conoscere i motivi di tutte quelle novità ed insisteva nel voler saper cosa stesse succedendo ma la nonna fu irremovibile ed alla fine la golosità vinse tutte le resistenze. D'altronde la polenta con lo stracchino non è che lo mangiassero spesso, e di quel formaggio saporito ne erano veramente molto golosi.<br />Con il nonno poi ci stavano volentieri, nonostante fosse quasi cieco ed avesse il vizio di fiutare tabacco e di sputare, adoravano ascoltarlo mentre raccontava le sue peripezie oppure antiche filastrocche. Dopo cena si sedettero assieme ai loro cugini attorno al vecchio Tista sulle panchine nel cortile della biolche ria.<br />La serata era splendida, da sopra i tetti un blu scuro forato dai puntini luminosi delle stelle reggeva il palcoscenico ad una luminosa luna piena, una leggera brezza carezzava i loro volti attenti e rapiti dalle parole del nonno:<br />“Avete mai visto la grata corna?”<br />Con voce profonda leggermente tremolante, sapienti pause in una altalena di toni, i suoi racconti sapevano attrarre istrionescamente la fantasia di quei ragazzi:<br />“Dai, nonno. Contaci quella del mangiapanarot. Dai…”<br />La curiosità accentuava la frenesia di quelle attenzioni infantili:<br />“Vi racconto della gratacorna del montebel.”<br />Accompagnava le parole con ampi gesti della mani che, alla luce della luna, apparivano improvvisi per svanire subito nel buio della notte. Seguendo quei gesti quasi magici la fervida immaginazione dei ragazzi sapeva immaginare e disegnare nelle loro menti le forme più strane.<br />“Gratacorna del montebel,<br />senza corna e senza pel,<br />è più brutta d’un pursel,<br />Gratacorna del montebel,<br />la indossa neanche un vel,<br />senza barba e senza pel,<br />non ha caldo e non ha gel,<br />l’è più grossa d’un vitel.<br />Gratacorna del montebel,<br />senza oss la vuol la mè pel,<br />e anche quella di mio fratel,<br />senza dent la beve a garganel,<br />senza orecchi la sent,<br />perché l’è fatta di nient.”<br />La sua voce prese un tono basso e quasi gutturale:<br />“Uh, gratacorna del montebel, uh, la pel, lapel.”<br />A quel tentativo, per la verità un po’ goffo, di spaventarli, i ragazzi ebbero istintivamente un gesto di difesa, ma solo per un attimo, poi scoppiarono tutti in una fragorosa risata.<br />“Ora a nanna, però. Su che è tardi. Alcuni si stanno addormentando sulla panca. Dai, andate su con la nonna e non fatela tribolare.”<br />“Ma come, non andiamo a casa a dormire?”<br />IL nonno si fa serio:<br />“No. Per questa notte rimanete qui nel lettone di sopra. A casa vostra è arrivata la levatrice e non si può andare. Dai, ora da bravi seguite la nonna.”<br />Quella notte Larco e Giobì dormirono nei letti dei cugini mettendosi uno di testa e l’altro di piedi, mentre la sorella Cesca si coricò nel lettone tra la nonna ed il nonno.<br />All’indomani seppero dell’arrivo di un nuovo fratellino. L’avevano chiamato Gustì in onore al mese in cui era nato. Quasi non se n'erano accorti, ma era già arrivato il primo d’Agosto.</div><div align="justify">.</div><div align="justify">.</div><br /><div align="justify">Ho appena terminato la passeggiata di fine anno,</div><div align="justify">nevica e fa freddo, le strade sono quasi completamente deserte,</div><div align="justify">solo qualche ritardatario per il cenone e rare automobili frettolose.</div><div align="justify">Nelle vie emerge il senso d'inutilità delle luminarie in questo abbandono.</div><div align="justify"></div><div align="justify">Vista mi ha ingrippato di Alice la posta, </div><div align="justify">delle feste, è saperle passate quel che ci resta,</div><div align="justify">o forse no, anche qualche ricordo a vagare in testa.</div><div align="justify">.</div><div align="justify">Eravamo tutti lì, seri ed attenti, lo sguardo volto all'orizzonte,</div><div align="justify">tutti, nessuno escluso. </div><div align="justify">Vi ho riconosciuto tutti, uno per uno,</div><div align="justify">per come eravamo, non c'è più nessuno.</div><div align="justify">Eravamo vecchi, anzi vecchissimi, </div><div align="justify">dispersi nell'immensa pianura,</div><div align="justify">con nebbie e buio a cinger di mura,</div><div align="justify">dell'incombente vuoto la ieve paura,</div><div align="justify">e del domani nessuna sicura.</div><div align="justify"></div><div align="justify">Buon an<span style="color:#ffcc00;">n</span>o (con una enne sola),</div><div align="justify">comse usa dire il villano quando le cose vanno bene;</div><div align="justify">Ho avuto un gran .ulo,</div><div align="justify">beh, un grande, grandissimo a tutti.</div><div align="justify">Che la buona sorte, </div><div align="justify">anche nel nuovo anno con noi sia solerte.</div><div align="justify">Ciao.</div><div align="justify"><span style="font-size:78%;">Pedro</span>. </div></div><div style="clear:both; padding-bottom:0.25em"></div> </p> </div> <p class="post-footer"> <em>postato da pedro @ <a href="http://vecchiopedro.blogspot.com/2008/12/la-favola-di-giob.html" title="permanent link">8:58 PM</a></em> &nbsp; <a class="comment-link" href="https://www.blogger.com/comment.g?blogID=30848585&postID=3165605092393613155"location.href=https://www.blogger.com/comment.g?blogID=30848585&postID=3165605092393613155;><span style="text-transform:lowercase">2 Commenti</span></a> <span class="item-action"><a href="http://www.blogger.com/email-post.g?blogID=30848585&postID=3165605092393613155" title="Post per email"><img class="icon-action" alt="" src="http://w